
Bebeklerin nedensiz yere ağlamalarını önleyen albüm, üniversitelerde tez konusu olmuş.'Lorenzo'nun Yağı' diye bir film vardı hatırlarsınız. Nick Nolte ve Susan Sarandon çocuklarının amansız hastalığına kendi çabalarıyla çare bulmaya çalışıyor ve sonuçta bunu başarıyorlardı. Gerçek bir olaydan perdeye aktarılan bu olayın, bir versiyonu da Türkiye'de yaşanmış meğer. Şimdiye kadar üç albüm çıkaran nam-ı diğer 'Buzuki Orhan'ın (Orhan Osman) son albümü 'Kolik' işte böyle bir maceranın ürünü.
Kolik aslında bir bebek
rahatsızlığı. Sağlıklı, iyi beslenen bebeklerde de görülen henüz nedeni açıklanamayan bir sendrom. Durduk yerde, durmaksızın, soprano gibi diyaframdan haykırıp ağlamalarına deniyor. Çaresizlik had safhada oluyor haliyle.
'Geliştirirsem işe yarar dedim'
Buzuki Orhan da, bir müzisyen olduğu için ilk çocuğunda bu maraza ortaya çıkınca
kendine göre yöntemler aramış. Albümün içindeki aydınlatıcı bilgi özetle şöyle:
"İlk kızımız dünyaya geldikten bir ay sonra kolikle tanıştık. Doğaldı aslında,
bebek anne karnındaki ritimleri arıyordu. Evin içine uğultu yayan elektrik
süpürgesi onu biraz susturuyordu. Su sesi de sakinleştiriyordu. Su ve elektrik
faturalarının tutarı ve kayınvalidemin teşvikiyle stüdyoya girip, bu sesleri
kayıt ettim ama bir sonuç elde edemedim. Sonra bu seslerin frekanslarını
araştırdım. Böyle yola çıktık."
Bebekleri, anne karnındaki sesleri ve ritimleri tespit ederek susturmak o kadar
kolay olmamış. "Birtakım çalışmalar sonucu yaptığım kayıtlarla bebeğimizin sesi
kesildi. Bu yöntem ikinci bebeğimizde de işe yaradı. Sonra komşunun, arkadaşın
bebeği derken iş büyüdü. 3 bin saatlik bir şeyden bahsediyorum, 3 bin saatimi
stüdyoda geçirdim. Birinci çocukta olumlu oldu ama işin içine başka çocuklar
girince daha derinlemesine dalmak zorunda kaldık."
Nasıl derinlemesine daldınız?
İlkinde bilinçsizdik, fön, makine muhabbetine girdik. Kayıt yaptık, çocuk önce
sustu, sonra yine ağladı ama bir kere susması benim için yeterliydi. Bu çocuk
sustuysa biraz daha geliştirirsem işe yarar dedim.
Ayıptır söylemesi, çocuklarınızı denek olarak kullandınız yani...
Biraz öyle oldu. Bir de bu ağlama değil haykırma, yani sesi diyaframdan
duyuyorsunuz. Ve aile yıpranıyor. Doktora gidiyorsunuz, ilacı yok, çaresi yok,
üç ay bunu çekeceksiniz diyorlar. Gece 12.00'de süpürge de açamazsın. Bu esnada
eşimin doğum yaptığı hastanede müziğimle ilgilendiler, bebeklerde denemişler ve
başarılı olmuş. Amerikan Hastanesi'nde oldu bu. Sonra Marmara Üniversitesi'nden
bir hemşire hanım "Ben bunu tez konusu yapmak istiyorum" dedi. Biz de iyi olur
diye düşündük çünkü ailelere ulaşması ve anketler hazırlanması gerekiyordu.
Sonuçta bu albüm Marmara Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü tarafından
incelendi ve 'Kolik' isimli albümün bebeklerin sakinleştirilmesinde etkin bir
araç olduğu saptandı. Bana tarif ediyorlardı bebekleri susturan birtakım
sesleri, internette o bazı seslerin frekanslarını buldum. Bunları aldım daha
müzikal bir hale getirdim. Monotonluktan kurtarıp haykırmayı durduracak bir
frekans bu.
Sokaktan çaresiz bir yavru köpeği eve misafir ettiğimiz zamanlardan
hatırlarım, gece yanına havluya sarılmış bir saat koyardık, o tip bir şey mi bu?
Anne rahmindeki o ritmi bulsun diye.
Aslında senkron çok önemli, çünkü bir süre sonra seni ritme sokuyor ve konsantre
oluyorsun. Orkestrada da öyledir, davulcunun metronomuyla orkestra elemanları da
kafalarını sallamaya başlar mesela.
'Anne karnında Mozart'
Bu albümünüzü dinleyen bebeklerin ileride müzik zevki nasıl olur sizce?
Bilemiyorum ama bence anne karnındayken Mozart dinletmeli önce. Belli Türk
müzikleri olabilir, arada, bir dakika. Bunlar kulağının düzelmesine neden olur.
Tekseslilikten çıkar, ilerde caz dinlediği zaman ona iyi gelir, çünkü önceden
duymuştur o çoksesliliği. Bizde monoton, tek ses var. Atatürk'ten sonra olmamış.
Şimdi yeni yeni başladılar müzisyenler kafa patlatmaya. Caz müziği, Türk müziği,
klasik müzik böyledir. 40 kişi çıkıyor TRT'de, birbirinden ayırt edemiyorsun.
Armoniyle alakalı bir şey. Eğitmek lazım, kulağı boşaltmamak lazım. Bu bir
anahtar, beyne gidiyor ve ruha hitap ediyor. Biz konuyu anlatmakta zorlanıyoruz,
aslında basın da anlamıyor, ancak birinin çocuğu kolikse o anlayabiliyor.
Geçenlerde programda biri görmüş, alıp dinletmiş, hakikaten iyi geldi diye beni
arıyor. Eczaneler gelin burada satın diyorlar albümü. Buna benzer çalışmalar
Avrupa'da var, ama bu ayarda bir çalışma yok.
Bu arada üç albüm yapmanıza karşın, en büyük ilgiyi 'Kolik' albümüyle
gördünüz. Buna ne diyorsunuz?
Benim çalışmalarım konsept çalışmalar. Piyasada görülen tarzda işler
yapmadığımız için çalıştığımız firmalar belli. Çok da talep var. Öyle çok büyük
bir iddiamız da yok, biz Türk'üz ve olaya evrensel bir açıdan bakmaya
çalışıyoruz. Yurtdışında bunu belirtmeye çalışıyoruz. Biz at gözlüklü insanlar
değiliz, o yüzden hep sentez çalışmaları yapıyorum, benim amacım bu. 100 kişi
beğenmeyebilir ama 10 kişi beni ömür boyu dinler. Üç albüm yaptım, daha kimseler
duymamış. Piyasayı iyi biliriz, çünkü müzik yaparız. Biz bazı çalgıcılar,
'Adamın cebinde kaç para var?' diye bakmayız.
Hızır Tüzel /Radikal