Kardeş kıskançlığının derecesi

25 Mayıs 2014 Pazar, 00:55
Reklam

Anne babaların sıklıkla yardım almak için başvuruda bulunduğu konulardan birisi de kardeş kıskançlığı. Çoğunlukla kendilerini çaresiz hisseden anne ve babalar bir yandan yeni dünyaya gelen bebeğin oldukça yoğun günlük bakımı ile uğraşırken bir yandan da büyük çocuğun hırçınlıkları, hüznü, inatçılığı ile uğraşıyor. Yeditepe Üniversitesi Hastanesi Çocuk Psikiyatrisi Uzman Dr. Oğuzhan Zahmacıoğlu, kardeş kıskançlığını önlemede anne ve babalara büyük görevler düştüğünü belirtiyor.

Kardeş kıskanlığı yaş aralığı ne olursa olsun her anne ve babanın yaşadığı bir sorun. Bu problemi yaşamamak imkansız. Bu bir gerçek. Ama her ailede bu yaşanan problemin derecesi farklı oluyor. Bunun en önemli nedenlerinden biri anne ve babanın büyük çocuğa karşı sergilediği tavır. Dr. Oğuzhan Zahmacıoğlu, kardeş kıskançlığının üstesinden gelinebilir mi? sorusuna şöyle yanıt veriyor: “Evet. Fakat bu soruya kolaylıkla ve net evet yanıtını vermek sürecin kolay geçeceği anlamına gelmez. Herşeyden önce anne-babanın üstesinden gelmeleri gereken kendi ruhsal yapılanmalarıyla ilgili bazı önemli noktalar bulunmaktadır. Kendi çocukluk yıllarında kardeşleriyle veya büyükleriyle yaşadıkları ve bilinç dışında her zaman korunacak olan örselenmeler veya deneyimler hemen kendini göstermeye başlar.”

İşte bu noktada anne ve babada adeta dün yaşamışlar gibi aileye yeni katılan bebeğin onlara hissettirdiği anne babanın sevgisini kaybetme, sevilmediğini düşünme, tahtından olma, dışlanma korkuları alevleniyor. Bu noktada daha kardeş doğmadan anne ve babanın davranışları değişiyor. Dr. Zahmacıoğlu şunları söylüyor: “Artık onların gözünde büyük çocuk, eve yeni gelecek ve onun tahtından edecek “davetsiz misafir” i kıskanmaya, onun tarafından örselenmeye hazırdır. Yani basitleştirirsek; yeni bebeği beklerken, büyük çocuğun bu durumdan pek hoşlanmayabileceği öngörüsüyle, anne-babanın davranışları, duygulanımları tamamen bilinç dışı güdülerle değişime uğrar.”

Peki bu değişimin yansımaları nelerdir? Sorunun yanıtını Dr. Zahmacıoğlu veriyor: “Büyük çocuğun anne baba tarafından peşinen “mazlum” görülmesi, onun birçok “haylazlıklarının” görmezden gelinmesine sebeb olur. İtirazları hemen kabul görür, istediklerine eskisine nazaran cok daha rahat ulaşır. “Sevilmediğini “düşünmesin diye daha sık kucağa alınmaya, hatta geceleri anne baba yatağına alınmaya başlar. Kreş, anasınıfı veya okul yaşında olanlar, “bebek evde ama beni gönderiyorlar, demek ki sevmiyorlar” şeklinde algılamasın diye kuruma gönderilmez veya geç gönderilir. Sabah okula gitmeleri gerekirken, isteksizlerse, yine aynı sebebten dolayı, o gün evde kalarak ödüllendirilirler.”

Asıl travma kıskançlık değil!

Öğrenme teorilerine göre bütün canlılar ödüllendirildikleri, imtiyaz elde ettikleri davranış kalıplarını içselleştirirler ve kaybetmemek için yoğun çaba sarfederler. Büyük çocuk da bu geçiş döneminde anne-baba tarafından ona “örselenmesin” diye sunulan “geniş hakları” sonuna kadar kullanmak istiyor. Hayat normale döndükten sonra(yenidoğan bebek büyüdükten sonra) anne-babanın daha önce bol kepçe dağıttığı hak ve özgürlükleri geri almaya çalışması ise asıl çocuklarda asıl travmayı oluşturuyor. Dr. Zahmacıoğlu, “Böylece ilginç bir noktaya gelmiş bulnuyoruz. Anne-baba travmayı önlemek için giriştikleri meşakkatli süreçten, yanlış yönelimleri sonucu, davranış sorunları olan, travmatize olmuş bir çocukla çıkabilirler.”

Anne – Baba Ne Yapmalı?

Öncelikle bir gerçeği kabul etmek gerekiyor. Yeni bebeğin aileye katılmasıyla büyük çocuğun yaşaması gereken doğal bir “kayıp” var. Ancak “kaybedecektir” ama “terkedilmeyecektir” duygusunun çocuğa yansıtılması şart. Dr. Zahmacıoğlu, “Bu duygu onu büyütecek, ruhsal olarak olgunlaştıracaktır. Anne-babanın ilgi süresi kısıtlanacaktır. Ona ayrılan evin mali kaynaklarını artık kardeşiyle paylaşmak zorundadır. Dolayısıyla bu gerçek anlamda bir “tahtından inmektir”. Fakat paylaşmak, sıra beklemek, sabretmek bizim sosyal yaşantımızın ayrılmaz öğeleri değil midir? Toplumun bir parçası olmak için tahttan inmek lazımdır. Yoksa büyük bir “bebek” olarak yaşamımızı sürdürmek zorunda kalmaz mıydık? Fakat bu anlattıklarımı hayata geçirirken çocuğun doğal kaybı terkedilme olarak algılamaması için vakit yaratarak, süresi az da olsa, onunla oynamalı, göz kontağı kurmalı onu hala sevdiğinizi sözel olarak değil davranışlarınızla belli etmelisiniz. Çocukla ilgilenmek onun bebeksi ihtiyaçlarını sorgusuzca yerine getirmek asla değildir.”

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir